OTOBÜS | Her Yolcunun Taşıdığı Görünmeyen Bir Hikâye

Başını, otobüsün nefesi ile buğulanmış camına yaslamıştı. Dışarıdan peşi sıra geçip duran diğer araçları izliyordu. Otobüs son sürat yoluna devam ediyordu. Başını otobüsün içerisine doğru çevirdi. Etrafındaki insanları tepeden tırnağa süzmeye başladı. Otobüs tıka basa doluydu. Tam iş çıkışı ve okul dağılma saatleri olduğundan otobüsün yarısı akşama kadar ekmek parası kazanıp günün yorgunluğu ile evine dönen emekçi işçiler, diğer yarısı tüm gün ders dinlemekten yorulmuş öğrenciler ile gün boyunca yaptığı haylazlıkları diğer arkadaşlarına anlatan öğrencilerle doluydu. İçlerinden birisi;
-Bugün bizim yan sınıftaki o çocuğa kantin sırasında bir çelme taktım ki görmen lazım. Kapaklandı yere.
-Yapma be. Sonra ne oldu peki.
-Ne olacak kalktı yerden. Kim yaptı lan bunu dedi.
Eee sen ne dedin peki?
-Ne diyeceğim bizim sınıfta var ya çelimsiz ufak tefek Onur, dedim ki bu yaptı. Çocuk zaten pısırığın teki.
-(…)
-Çocuk yerden bir kalktı bizim Onur’un yakasına bir yapıştı bir silkeledi ki çocuğun halini görmen lazımdı. Ağzını açıp tek laf edemedi. Bütün kantin yarıldık gülmekten.
-(…)
-(…)
Yüzünde masum bir ifade ile 20 yaşlarındaki gür ve siyah saçlı, tel tel kaşlarının altındaki yeşil gözleri ile bu iki öğrenciye bakan delikanlı iç geçiriyordu. Kendince ellerindeki fırsatın farkında değiller, yazık ediyorlar bu zamanlarına diye düşünerek onlara acıdı. Derken gözüne bir anda bu muhabbet eden iki öğrencinin arkasında oturan bir kadın bir erkek ilişti. Dikkatle bakmaya başladı. 35 yaşlarındaki şakaklarına hafif kırlar düşmüş, zayıf yüzlü, geniş alınlı, kısa saçlı ve oturduğu yerden uzun boylu gibi görünen erkek ile yanında oturan 30 yaşlarındaki sarı küt saçları, ela gözleri, rujlu dudakları, pudralanmış yüzü ile son derece bakımlı kadın arasında soğuk rüzgarlar estiğine kanaat getirmişti. Sürekli birbirlerine öfke dolu bakışlarla baktıklarına dikkat edilirse aralarında çözemedikleri bir sorun büyüyüp dağ kadar olmuştu. Bir süre acaba neydi bunları bu kadar birbirlerine karşı soğuk davranmalarına neden olan şey diye düşündü. Aklından bir takım düşünceler geçti. Ama ne olursa olsun küs geçen zaman hayattan çalınmış bir zamandı onun için. Sonunun belli olmadığı bu hayatta ne kadar daha nefes alacaklarını bilmedikleri halde bu neyin küslüğüydü. Ya küs iken ikisinden birisine bir şey olsa idi. Geride kalan; ömrünün yettiği süre boyunca o küs kaldığı süre içerisinde söyleyemeyip içine attığı kelimelerin esiri olmayacak mıydı? Keşkeler hüküm sürmeyecek miydi hayatında? Hayat küslükler ve dargınlıklar için çok kısaydı. Bunlara da yazık diye geçirdi içinden. Gözlerini tekrardan otobüs içerisindeki insanların yüzleri üzerinde gezdirmeye devam etti.
Şoförün hemen arkasındaki koltukta oturan iki tane yaşlı çift delikanlının göz hapsine girivermişti. Sırtları kendisine dönük olduğu için yüzlerini göremiyordu. Ama cam tarafında solda oturan yaşının yaklaşık kaç olduğunu kestiremediği saçları ak ak olan yaşlı teyze başını sağına eğerek sağında oturan, kel olduğunun başındaki gri renkli kasketinin bittiği yerden anlaşılan ve eşi olduğu aşikar olan yaşlı amcanın sol omzuna yaslamıştı. Yüzlerindeki ifadeyi göremese de uzaktan gördüğü tablo ile birbirlerini çok sevdiklerine dair bir his hâkim oluvermişti. İşte böyle olmalıydı diye kendi kendine söylendi. İnsan hangi yaşına gelirse gelsin eşini ilk günkü aşkla sevmeli, omzuna yaslanan başı, her zaman başı üstünde taç etmeliydi. Sevgi dolu gözlerle bu yaşlı çifte bir müddet hayranlıkla bakmaya devam etti.
Delikanlının gözleri bir anda otobüsün dikiz aynasından sadece gövdesinden üstü görünen şoföre dikkat kesilmişti. Şoförün gözleri ise yoldaydı. Toparlak bir yüzü, başının ortası kel yanlarında aklar düşmüş kısa saçı düzgün taralıydı. Gür bıyıkları vardı. Yüzünde düşünceli bir ifade vardı. Delikanlı içinden; acaba neler düşünüyor diye geçirdi. Kızı lise son sınıftaydı. Derslerinde gayet başarılıydı. Hedefindeki tıp fakültesini kazanıp, annesinin sürekli ağrıyan romatizmalı bacaklarına şifa olacağı günün hasretiyle yaşıyordu. Sınıfındaki neredeyse tüm arkadaşları bir dershaneye gidiyordu. Ancak babasının kendisini dershaneye gönderebilecek maddi durumu yoktu. Bunun için her ders arasında, okulundan evine dönmek için bindiği otobüste, öğle aralarında yemeğini yerken ve evdeki tüm zamanını ders çalışarak geçiriyor ve diğer arkadaşları ile aralarındaki farkı kapatmaya çalışıyordu. Kızının tüm bu davranışları cefakâr şoför babanın da dikkatinden kaçmıyor, kızına yardımcı olamadığı için kendine bu durumu dert ediniyordu. Kızı sınavı kazanıp yine aynı şehirde üniversiteyi kazandığında mutluluğunun tarifi olmayacaktı.
Delikanlı tekrardan başının otobüsün buğulu camına yasladı. Gözünü uzaktaki noktaya dikti. Kafasından bin türlü düşünce geçiyordu; anlamlı, anlamsız… Bu sırada arkasında ayakta duran iki lise öğrencisinin muhabbetine kulak kesildi:
-Dün babam bir ayakkabı almış ama ben hiç beğenmedim.
-Neden beğenmedin ne almış ki?
-Nike spor ayakkabısı almış ama ben Adidas’ın bu en son çıkan spor ayakkabısı var ya onu istiyordum.
-Evet o Adidas’ın en son çıkan ayakkabısı çok güzel. Hem de fiyatı hiçbir şey değil, o fiyata öyle bir ayakkabı bulamazsın.
-Evet süper fiyatı. Ben beğenmediğim ayakkabıyı giymem. Babam da almış gelmiş işte. Ben de attım odada bir köşeye duruyor. Babam kırılmasın diye birkaç gün giyer ondan sonra o Adidas’ın ayakkabısını aldırırım. Babam beni hiç kırmaz.
-(…)
-(…)
Delikanlı bu konuşmaları dinlerken artık kendi mahallesine geldiğini görmüştü. İlk durakta inecekti. Sol eli ile önünde bulunan “DUR” butonuna bastı. Şoför mahallinin üzerinde yer alan “DURACAK” tabelası yanmaya başladı. Otobüs yavaşça durağa yanaştı ve gencin ineceği kapı ardına kadar açıldı. Genç ile kapı arasında yer alan yolcular kapıdan inerek, kapının hemen önünde yer alan rampayı kaldırıma dayadılar. Delikanlı damarları etinden belli olan kolları ile sandalyesinin tekerleğini çevirerek otobüsten aşağıya indi. Delikanlı kendisi için yardımcı olan yolculara teşekkürlerini ilettikten sonra evine dönmek üzere yola koyuldu. Kızının doktor olmasının hayali ile yaşayan şoför kapıları kapatarak gaza dokundu ve otobüs; ayakkabısının markasını beğenmeyen iki lise öğrencisi, kantinde arkadaşını diğer arkadaşlarının yanında küçük düşüren öğrenci, aralarında soğuk rüzgarlar esen çift, birbirlerine halen ilk günkü aşka bağlı olan yaşı çift ve diğer yolcular ile beraber yoluna devam etti.
