MERAK, HAYAL VE ÇOCUK

MERAK, HAYAL VE ÇOCUK
08 Şubat 2021 - 11:43 - Güncelleme: 19 Mart 2021 - 12:20

MERAK, HAYAL VE ÇOCUK
Çocuklar için merak duygusu ve hayal gücü neden çok önemlidir?

Merak; bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istektir. Dolayısıyla merak duygusu bir çocuğun sanki minik bir bilim insanıymışcasına çevreye dair gözlemler yaparak, deneyimleyerek veya sorular sorarak bilgi toplamasını sağlar. Hayal gücü bir şeyi zihinde tasarlayıp canlandırabilmektir. Hayal edebilen bir çocuk kendiliğinden zihninde görüntüler üretebilir, hâlihazırdaki bilgilerini kullanarak yeni bağlantılar kurabilir. Hayal gücü ve merak birbirini besleyen iki kavramdır. Merak eden ve hayal eden çocuk öğrenir, eğitim öğretim hayatına ilgisi artar. Öğrenme, beyinde yeni sinirsel bağlantılar kurmamız anlamına gelir ve böylece zekâ gelişimi desteklenir. Merak eden çocuk sorular sorar, böylece dil gelişimi desteklenir. Merak ve hayal; yeni deneyimlere açık olmayı, yepyeni şeyler keşfetmeyi ve beraberinde de yaratıcılığı getirir. Yeni şeyler denemeye açık olan çocuk, bir problemle karşılaştığında onu çözerken de esnek olur ve kendi yaratıcı yollarını kullanır. Dolayısıyla merak ve hayal çocuğun kişilik özelliklerine de olumlu katkılar sağlar. Kendine yetebilen, bağımsız hareket edebilen çocuğun kendine yönelik algısı da olumludur. Merak ve hayal olumlu duyguları pekiştirir, hayattan alınan doyumu artırır ve bizi hayata sıkı sıkıya bağlar.


Çocuklar nasıl merak duymaya başlar?
Annesinin karnından dünyaya yeni doğmuş bir bebek öncelikle reflekslerle çevreyi keşfeder. En temel iki refleks emme ve yakalamadır. Dolayısıyla yaşamın ilk aylarında bebekler nesneleri yakayıp tutarak ve hatta onları emerek çevrelerini keşfetmeye başlarlar. Doğduklarında tamamen annesine muhtaç bebekler, dokunma, görme, işitme gibi duyusal becerilerini ve emme, tutma gibi hareketsel yeteneklerini geliştirerek dünyayı anlamlandırma konusunda zihinsel bir sistem geliştirirler. Böylece 0-2 yaş arası dönemde bebekler duyuları aracılığıyla oyunlar oynarlar. Hepimizin çok iyi bildiği ve tüm dünyada oynanan evrensel bir oyun olan “ce-eee” görme duyusu kullanılarak oynanan bir oyundur. Yaşamlarının ilk aylarında bebekler görmedikleri şeylerin yok olduğunu düşünürler. Kendisiyle “ce-eee” oynayan annesinin yüzünü görmediğinde bebek, annesinin yok olduğunu düşünür. Sonra annesi ellerini yüzünden çekip “ce-eee” diyince birden annesinin yüzünü görür ve şaşırır. Ayrıca bu dönemde bebek, rastgele keşfettiği bir hareketi amaçlı olarak tekrar etmeye başlar. Örneğin, bebek anahtarı düşürür ve çıkan şıngırtıyı tekrar ettirmek için anahtarı alıp tekrar tekrar yere atar. Bu da işitme duyusuyla ilgili bir oyundur. 
Doğduğunda bakım verenine muhtaç, yalnızca görerek, işiterek çevresini keşfedebilen insan yavrusu, 0-2 yaş döneminin ardından artık konuşabilen, yürüyebilen ve böylece yavaş yavaş bağımsızlığını kazanmaya başlayan bir varlık olur. Yaşamın ilk aylarında duyularıyla ve bedensel hareketleriyle dünyayı keşfeden bebeklerin davranışları 2. yaşın sonlarına doğru daha dışadönük olmaya başlar. Erişebildiği, dokunabildiği şeylere ilgisi artan bebek çevresini daha çok keşfetmeye hazır hale gelir. Böylece “Bu ne?” sorularıyla tam anlamıyla keşif sürecine başlayan çocuk, biraz daha büyüdükçe sık sık “Neden?” diye sorarak neden-sonuç ilişkisi kurmaya çalışır. Bu sayede bildiğimiz haliyle merak duyma gelişmeye başlar.

Çocuklar nasıl hayal kurmaya başlar?
Önceleri bebekler, nesneler kendi görüş alanlarından çıktığında yok olduklarını düşünürler. İki yaşın sonlarına doğru bebeklerde nesne sürekliliği kavramı oluşur; bebekler görmeseler, duymasalar, dokunmasalar dahi nesnelerin var olmaya devam ettiklerine dair bir anlayış geliştirirler. Artık “ce-ee” oyunlarının zamanı geçiyordur. Yaşamının ilk aylarında odadan çıktığında annesinin yok olduğunu düşünen bebek, artık odada olmayan annesinin tasarımını zihninde canlandırabilir. Böylece çocuk artık hayal etmeye başlar. 2-3 yaş itibariyle çocuklar genellikle çevrelerini taklit ettikleri hayali oyunlar kurmaya başlarlar. “-mış gibi” oyunlar olarak adlandırılan bu oyunlar aracılığıyla çocuklar oyuncak bebeğe mama yediriyormuş gibi, mutfakta yemek pişiriyormuş gibi, telefonda birisiyle konuşuyormuş gibi kurguladıkları hayali oyunları oynamaya başlarlar. Okul öncesi çağlarına yaklaşıp yaratıcılığı gelişen çocuk, yerdeki halıları sanki yanardağ lavıymış gibi hayal edip lavlardan kaçmak için koltuktan koltuğa zıpladığı bir hayali oyun kurgulayabilir.

Merak duygusu ve hayal gücünün gelişimi başka neye bağlıdır?
En temelde merak duygusu ve hayal gücünün çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimiyle paralel olarak gelişmesini bekleriz. Doğduğunda tamamen annesine bağımlı olan bir yeni doğan bebek, yürüyüp konuşmaya başladığında bağımsızlaşır ve çevresini keşfetmek için doğuştan getirdiği merak duygusunu kullanır. Zihinsel gelişimle birlikte fiziksel olarak ortamda bulunmayan nesnelerin varlığını zihninde canlandırarak sürdürebilen bir çocuk hayal etmeye başlar.
Merak duygusu ve hayal gücünün pekişmesi için yalnızca kasların gelişmesi gibi bedensel olgunluğun ya da soyut düşünme becerisi gibi zihinsel olgunluğun kazanılmış olması tek başına yeterli olmaz. Çocuğun gelişimi ruhsal ve toplumsal olarak da desteklenmelidir. Anne babası tarafından fiziksel ve duygusal ihtiyaçları zamanında ve tutarlı olarak karşılanan bebekler temel güven duygusu geliştirirler. Temel güven duygusu gelişmediği için ruhsal gelişimi aksayan bebekler daha az merak duygusu hissederler; dolayısıyla çevrelerini daha az keşfederler. Aynı zamanda toplumsal düzeyde baltalanan merak duygusu ve hayal gücü çocukların cesaretlerini kırar. Eğer ki bir yerde çocuklar merak etmiyor, soru sormuyor, hayaller kurmuyorsa durup bir düşünmek gerekir. Aile ve okul sistemini; ebeveyn ve öğretmen tutumlarını; çocuğun içinde büyüdüğü politik iklimi sorgulamak gerekir.

Anne babalar, çocuklarının merak duygularını ve hayal güçlerini pekiştirmek için neler yapabilir?

  • “Bu ne biçim soru! Büyüyünce öğrenirsin. Amma çok soru sordun” gibi çocuğun merakını görmezden gelen tepkiler vermemelisiniz. Otoriter, kısıtlayıcı ve ilgisiz anne babalık tutumu, çocuğun merak duygusunu zedeler. 

  • Çocuğunuzun sorularını geçiştirmeden, yanlış yanıtlar vermeden doğru ve bilimsel cevaplarla merak duygusunu doyurmaya çalışabilirsiniz.

  • Eğer ki çocuğunuzun sorusunun cevabını bilmiyorsanız açık yüreklilikle bilmediğinizi fakat birlikte bu konuyu araştıracağınızı söyleyebilirsiniz.

  • Çocuğunuzla serbest oyun oynayarak hayal gücünü geliştirebilirsiniz. Serbest oyun esnasında eğitici, öğretici hiçbir yapılandırma yapmadan yalnızca çocuğunuzun kurduğu oyunu takip ederek ona eşlik edebilirsiniz. Örneğin, çocuğunuz robot olduğunda siz de robot gibi hareket ederek oyununa dahil olup oyunu çocuğunuzun hayal gücüyle şekillendirmesine cesaret verebilirsiniz.

  • Mümkün olduğunca az fonksiyonlu oyuncaklar tercih ederek oyunla ilgili yaratıcılığı çocuğunuzun hayal gücüne bırakabilirsiniz.

  • Resim çizerken, oyun hamuruyla oynarken “Pembe bulut mu olurmuş? Hani bu tavşanın dişleri?” demeden “Ne kadar dikkatli yapıyorsun tavşanı.” gibi yorumlarla  çocuğunuzun çabasını överek, hayal edip yarattığı şeyi paylaşması için sorular sorabilirsiniz: “Nasıl bir tavşanmış bu tavşan? N’apıyormuş burada? Birazdan ne olacakmış?”

  • Son olarak, çocuklarınızın en önemli rol modelleri olarak sizler bol bol soru sorarak ve hayallerinizin peşinden koşarak onlara örnek olabilirsiniz.


YORUMLAR

  • 0 Yorum